
14.08.2026
Yeryüzünde Adalet Kadın Hukukçular Platformu olarak; Filistin halkıyla dayanışma amacıyla yola çıkan, şiddetsiz ve barışçıl bir sivil girişim olan Filistin Konvoyu’nun Irak’taki İbrahim Halil Sınır Kapısı’nda durdurulmasına ilişkin gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
Farklı ülkelerden sivil toplum temsilcilerinin katılımıyla oluşturulan Filistin Konvoyu; Filistin halkının maruz bırakıldığı soykırıma dikkat çekmek, yaşanan insan hakları ihlallerini uluslararası kamuoyunun gündemine taşımak ve Filistin halkıyla dayanışmayı büyütmek amacıyla yola çıkmıştır. Konvoy, birçok ülkeden geçerek Türkiye güzergâhını tamamlamış ve İbrahim Halil Sınır Kapısı’na ulaşmıştır.
Ancak aralarında platformumuz üyelerinden Av. Ayşe Doğangüzel’in de bulunduğu konvoyun Irak’a girişi İbrahim Halil Sınır Kapısı’nda durdurulmuş; konvoy katılımcılarının sınır geçişine izin verilmemiş ve katılımcılar uzun süre boyunca sınır kapısında bekletilmiştir. Katılımcıların bekletilme süreci halen devam etmektedir.
Tamamen sivil, barışçıl ve şiddetsiz bir dayanışma girişimi niteliğindeki bu konvoyun, herhangi bir şiddet eylemine veya kamu düzenini tehdit eden bir faaliyete başvurmaksızın gerçekleştirdiği yolculuğun idari işlemlerle belirsiz süreyle engellenmesi, temel hak ve özgürlükler bakımından ciddi hukuki kaygılar doğurmaktadır. Nitekim Filistin Konvoyu’nun amacı ve taşıdığı mesaj, Filistin halkının maruz kaldığı soykırıma dikkat çekmek ve yaşanan insani dayanışmayı görünür kılmaktır. Uluslararası insan hakları hukuku bakımından barışçıl toplanma ve ifade özgürlüğü temel haklar arasında yer almakta; bu haklara yönelik müdahalelerin kanunla öngörülmüş, meşru bir amaca dayalı, gerekli ve ölçülü olması gerekmektedir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi de barışçıl toplantıların yürüyüş ve benzeri hareketli toplantıları kapsadığını ve devletlerin bu hakka yönelik sınırlamalarda mümkün olan en az müdahaleyi esas alması gerektiğini kabul etmektedir.
Bu yönüyle girişim; Birleşmiş Milletler Şartı’nın amaç ve ilkeleri, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, 1949 tarihli Dördüncü Cenevre Sözleşmesi ve 1977 tarihli Birinci Ek Protokol çerçevesinde güvence altına alınan insan haklarına ve uluslararası insancıl hukukun temel ilkelerine ilişkin duyarlılığın barışçıl biçimde ortaya konulması niteliğindedir. Nitekim Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2712 (2023), 2720 (2023) ve 2728 (2024) sayılı kararları, tarafların uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine uyulmasını, sivillerin korunmasını ve insani yardımın güvenli, hızlı ve engelsiz biçimde ulaştırılmasını açıkça vurgulamaktadır.
Sınır güvenliği ve kamu düzeninin korunmasına ilişkin devlet yetkileri elbette saklı olmakla birlikte, bu yetkilerin temel hak ve özgürlükleri gereksiz veya ölçüsüz biçimde sınırlandıracak şekilde kullanılması kabul edilemez. Özellikle katılımcıların güvenliği, temel ihtiyaçları ve insani koşulları gözetilmeli; herhangi bir idari veya güvenlik tedbiri uygulanması hâlinde bunun açık bir hukuki temele dayanması, ilgili kişilere gerekli bilginin verilmesi ve müdahalenin ölçülü olması sağlanmalıdır.
Biz kadın hukukçular olarak; Filistin’de yaşanan katliam karşısında yaşam hakkının, insan onurunun, hukukun ve adaletin yanında olmaya devam edeceğiz. Filistin halkıyla dayanışmamızı ve barışçıl dayanışma hakkının korunmasına ilişkin çağrımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.
YERYÜZÜNDE ADALET KADIN HUKUKÇULAR PLATFORMU